Ana Sayfaya Git

Saray MHP'den Korkmuyor

Rubil Gökdemir

Saray MHP'den Korkmuyor

Saray MHP'den Korkmuyor...!!!

“Millet ve MHP’deki bu değişim arzusu ve bu arzudan ortaya çıkacak siyasal enerjiyi MHP’nin temsil ettiği,” “saray’ın hesaplarının rafa kalkacağını, camiamızın bu enerjiyle millete hizmet misyonunu yerine getirebileceğine yönündeki ve “Türk milliyetçileri ve ülkücü camianın millete ümit olma, çıkış kapısı bulma fırsatını heba etmeyeceklerini, demokrasi ve hukuku lafzen değil, mefhum olarak idrak etmiş bir biçimde, yeni bir atılım ve kalkınma hamlesinin motivasyon kaynağı olarak göreceklerini, toplumda var olan bu enerjiyi gözardı etmeyeceklerini düşünüyorum” cümleleriyle biten ‘SARAY’DA MHP KORKUSU’ başlıklı yazımın Saray ve iktidar çevrelerinden tepkiyle karşılanacağını düşünürken, bu yazı vesilesiyle mensubu olduğum camiadan şahsıma ulaşan tepkiler karşısında tam manasıyla şaşkınlık yaşıyorum. Şaşkınlığım yazımın makul ve medeni ölçülerde eleştirilmesinden değil, aynı camianın mensuplarının birbirlerine karşı bu derece acımasız ve hakkaniyetten uzak cümlelerle konuşabildiğini tecrübe etmemden…

Oysa ki, anılan yazıda bu enerjiyi kurultayda aday olanlardan hangisinin temsil ettiğine dair bir imada bile bulunmamıştım. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, yazıya dair yapılan yorumlardan anlaşılan ise; bazı teşkilat mensuplarımızın aksine gönüldaşlarımızın özgüveninin artmış olması ve heyecan duyulmuş olmasıdır.

Hiçbir yazımda gerek Genel Başkan Devlet Bahçeli’ye gerekse parti mensubu arkadaşlarımızdan herhangi birine karşı en ufak bir onur kırıcı yahut incitici cümle sarf etmemişken, sık sık her durum ve şartta “ülkücü ülkücünün kardeşidir ve biz birbirimizi sevmeyi öğrenmeliyiz” derken, kardeşlik hukukumuzun ancak aynı şeyleri düşünmemiz halinde mevcut ve geçerli olabileceğini üzüntüyle öğrendim mesela…

Öyle ki, bu hassasiyetleri gözettiğim halde kardeş saydığımız Milliyetçi Hareket Partisi’nin bazı mensupları tarafından “hain, Truva atı, değişim çığırtkanı” gibi can yakıcı isnat ve iddialara maruz kaldım. Hatta bu isnatlar dışında, bir de ‘tarafını belli et, tarafsızlık maskesi altında algı operasyonu yapma, lidere sadakatini açıkla’ türünden hiçbir insani ölçüye sığmayan talimat ve telkinler iletildi tarafıma.

Ta gençlik yıllarımızdan itibaren bu hareket için çokça bedel ödemiş biri olarak, yine bedel ödemeyi göze alarak ve belirtmeliyim ki, seçilme ihtimalimin mümkün olmadığını bildiğim bir sıradan isteyerek aday oldum. Seçilme ihtimalimin mümkün olmamasına rağmen üstüme düşenin fazlasını seçim çalışmaları sırasında da yaptığımı sanıyorum ki, ne aday arkadaşlarımız ne çalışmalarımıza şahit olan gönüldaşlarımız ne de teşkilatlarımız inkar edebilir. O vakit söylediğim sözler, bugün de geçerlidir. Ben, hiçbir ikbal arayışı içinde olmadan ve hatta maddi-manevi bütün şartlarımı zorlayarak seçim çalışmalarının içinde oldum, davama katkı sağlamaya çalıştım. Bugün olduğu gibi o vakit de tekliflerimi parti teşkilatımız ve arkadaşlarıma ilettim. Sanıyorum bu önerileri ilettiğim arkadaşlarımız, bunu da inkâr etmezler. Fakat bugün iş öyle bir raddeye gelmiştir ki, doğru bildiğinizi yahut yanlış saydığınızı ancak içinizden söyleme hakkı verilmektedir. Bu hakları kim veriyor, kim alıyor diye sormanıza dahi müsaade edilmeyen bir sistem ne zaman yerleşti ve kabul gördü bilemiyorum. Zira bizim çetin mücadeleler verdiğimiz dönemlerde dahi böyle bir ‘hak dağıtıcılığı’ yoktu. Belki de o yüzden ‘milliyetçi demokrattır, olmalıdır’ lafını gönülden inanarak söyleyip durduk. Bugün bu lafı söylediğimizde bu ‘hak alıcı-hak verici’ arkadaşların neden sözümüzü anlamadıklarını da şimdi anlar olduk.

Bize aklınızı ve dilinizi kiraya verin demekten başka bir meali var mıdır bu tavrın ve medeniyetsizliğin acaba? 14 yıldır millete adeta sabır imtihanı yaşatan iktidara kızarken, bu iktidarın insanları dilsiz şeytan yaptığını söylerken, kınadığımız şeylere benzemekten korkmazlar mı acaba? Yahut 14 yıllık AKP iktidarı korku ve baskıyla milleti sindirmeye çalışırken, onların zulmü az geldi de şimdi de bizim içimizden birileri mi bu sindirme politikalarından feyz aldılar?

Davadan bahsederken, ‘dava Şuuru’ndan gerçekten haberdar mıyız acaba? Kişiler üzerinden bu kadar birbirlerine bilenmeyi, bu yangına ateş olmayı seçmeyi, "ya bizimlesiniz ya da susacaksınız" mealindeki halleri milliyetçi camia kabul eder mi acaba? Milliyetçi Hareket Partisi’ne gönül veren insanlara ne konuşacaklarını, ne düşüneceklerini, nerede susacaklarını bildirenler; bu insanların samimi endişe ve elem dolu seslerini bir gün duymaya çalışacaklar mı?

Davadan bahsedenlere nefsiyle olan davasını sual ediniz… Mukaddes bir davanın olduğu yerde, hakaretlerle, yıldırmayla, sindirmeyle, cebirle sulh sağlanır mı, gönül bağı kurulur mu acaba?

Ülkücü ülkücünün kardeşidir, öyle değil mi? Şu söze lafzen değil kalben inanıyorsanız hatırlatmam gerekir:

Nefsin sana şerri fısıldadığında, onunla harbe girmek en mert mücadelelerdendir. Bir kardeşinin canını yakmak yerine, sırtını sıvazlamak büyüklüktendir. En büyük dava hür düşüncenin süzgecinden geçmiş hakikat üzerine inşa ettiğin davadır.

Dostluğu muhafaza ve kardeşlik hukukunu koruma zordur, düşman olabilmek kolay olan seçimdir. Kardeşim; dava adamı sayıyorsan kendini, kolaya talip olma…

Gerek 80 öncesinde, gerek sonrasında, gerekse şimdi, hiçbir ülküdaşımı kırmadım, incitmedim. Bilmeden incittiklerim olduysa haklarını helal etsinler. Bugün ve yarın da incitmemeye gayret ediyorum, etmeye devam edeceğim. Lakin bu vesileyle belirtmem gerekir ki, aklımıza ve dilimize kota koyma gayretinde olanlar da bu hassasiyeti gösterselerdi, hale rıza göstermez ve bugün davaya da o davanın mensubiyetine de çok daha yakışır bir vaziyet içinde olurduk.

Güzel sözdür, hatırlatmalı: ‘Vuzuh, namuskâr ve cesur fikrin harcı. Müphemiyet, korkaklığın ve samimiyetsizliğin sığınağıdır…’

Cesur fikir, hakikatin içinde saklı… Hesapsız ve menfaatsiz doğrularınızı kim susturmaya çalışıyorsa, hatta kim yakışıksız cümlelere sizi ve daha önemlisi bu davayı muhatap ediyorsa, bilin ki onlar nefislerinin oyuncağı olmuşlardır.

"TARAFINI AÇIKLA DİYEN" arkadaşlarımın ısrarlı meraklarını gidermek adına, ifade etmek isterim ki;

-Dayanağını milli ve dini değerlerimizden alan davama sadakatten ve millet iradesinden yanayım…

-Kaynağı ve meşruiyeti şüpheli telkin ve varsayımlar yerine milleti esas alan, ilmi esaslarla ve ölçülebilir verilerle yapılacak analizlerden hareketle yürütülen bir siyaset tarzından yanayım…

- Potansiyelimizi rasyonel ölçülerde ve en verimli şekilde değerlendirebilecek bir organizasyon gücünü ifade eden, camianın rızasını gösteren temsil kabiliyeti ve objektif liyakati esas alan bir teşkilat yapısından yanayım…

-Temel hukuk ilkeleri, demokratik teamüller ve istişare kültürü çerçevesinde, bu esasların işlerliği bulunan denetimli mekanizmalara bağlandığı kurul ve kurallardan yanayım…

-İnsan sevgisinden, nezaketten, onurlu bir vatandaşlıktan, milletin saadetinden, ümitten, parlak bir gelecekten, güçlü bir devletten yanayım… Bilgiden, rekabetten, fikri zenginlikten, ihlaslı bir heyecandan, yüksek bir enerjiden yanayım.

-Anadolu coğrafyasından başlayarak bu topraklardan çıkacağına inandığım yeni bir medeniyet anlayışını geliştirme ve inşa etme irade ve ülküsünden yanayım.

Bu cevaplarımın arkadaşlarımın merakını gidermiş olmasını temenni ediyor, güne ve gündeme dair tavır ve tercihlerimizin, davamızın esasını ve kardeşliğimizi etkilemeyecek teferruatlar olarak kabul edilmesini arzu ediyorum.

ALLAH’A EMANET OLUNUZ…

DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Gümüşhane Hava Durumu

Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
EN YÜKSEK
23 °C
EN DÜŞÜK
15 °C

Foto Galeri

  • Zehirlenen Öğretmene 41 yıllık vefa
  • Teröre Pabuç Bırakmıyorlar
  • Onlar Allah'ın Bir Lütfu
  • Üniversiteliler Gümüşhane'nin Tadını Çıkarttı

Videolar

  • Burası Gümüşhane, Burası Artabel.
  • Hayal kurmayı bırakın, Gümüşhane'ye gelin

Facebook'ta Takip Et

Twitter'da Takip Et